Bizim toplumumuzun en sevdiği sevdiği kuşkusuz "ahlak bekçiliği"dir. Sevgilisinin omzuna elini atan birini gördüklerinde hemen ortaya çıkarlar "Hooğp, aloğğ aile varrr" diye yırtınırlar. E bırakın da biz de aile olalım o zaman. Hem dokunmadan, birbirini hissetmeden aşk mı olu? Olsa bile ne kadar sağlıklı olur orası meçhul tabi. Tabi onların taktıkları şey sadece "dokunmak" değil. Kendi ahlak yargılarını oluşturmuş bu insanlar. onların dışına çıkamazsın, ı-ıh, mümkün değil. En son örneğimizde Ali Taran-Ayşe Özyılmazel evliliği oldu işte. Yok adam 27 yaş büyükmüş de yok bilmem neymiş de. O kadar meraklıyız dedikodu yapmaya, fırsat çıkmışken değerlendiriyoruz işte.
Haberi internet sitesinde görünce ben de çok şaşırdım. Ama aralarında ki yaş farkı da Ali Taran'ın eski eşinin kanser olması da beni değil onları ilgilendiriyor. bizim aklımıza gelen bunca şey onların da aklına gelmiştir. Demek ki umursamadılar, demek ki birbirlerini seviyorlar. Hayattan öğrendiğim ilk şey "asla, asla dememek" olmuştur. o yüzden onları kınamak da yargılamak da bana düşmez. Belki de ortada gerçek bir ilişki yok, belki de her şey reklam.. Varsın öyle olsun. Ee yani, napalım. Biz bol bol konuştuk onlar hakkında, yani iki taraf da yaptı reklamını. Noldu yani şimdi, bizi ilgilendiren bir durum mu var ki? Başkalarının mutluluğunu o kadar kıskanmasak, yargılamak yerine biraz da anlamaya çalışsak ne de güzel olurdu.Aslında bizim derdimiz şu Ayşe adamı 20 günde nikah masasına oturtmayı nasıl becerdi? Bizim yıllarca uğraşıp yapamadığımızı yaptığı için kıskanıyoruz. Tamam da banane, bizene, sizene.
Bakın biz burada böyle konuşurken onlar çoktan evlendiler bile. Çok çok mutlu olurlar umarım. Şimdi bu evliliğe laf söyleyenlerin ev ödevi; açın çizgili üç ortalı defterlerinizi. 100 kere Ali, Ayşe'yi seviyo yazın bakayım.
Dip not: Ayşe Özyılmazel'i 20 gün içerisinde evlenebilme başarısını gösterdiği için kutluyorum. :))
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder