2 Temmuz 2011 Cumartesi

İncir Çekirdeğini Doldurmayan Mutluluk

İlk vizyona girdiği tarihte hep bir koşuşturma halindeydim, bir türlü izleyememiştim. Sonunda en yakın arkadaşım elinde DVD çat kapı bana gelince filmi izleme fırsatım oldu.  Sonra da başımı duvarlara vurdum tabi, keşke daha önce izleseydim diye.
İncir Reçeli'nden bahsediyorum. Çok naif bir aşk hikayesinin anlatıldığı o güzel filmden.. Metin ve Duygu'nun aşkı o kadar güzel anlatılıyor ki kıskanmadan edemiyor insan. Dokunmadan aşk olmaz diyen benim gibi hatunlar tekrar tekrar düşünüyor filmi izlerken. Filmin her sahnesi ayrı güzel. Galata, Cihangir civarında yapılan çekimler sayesinde İstanbul'un güzel sokaklarıyla da tanışıyoruz. Filmin diyalogları da uzun süre akıldan çıkmayacak cinsten. "Günaydın sol yanım" , " O kadar bir şey söylemeden gidersin ki, üstüne milyonlarca şey söylenir", "Yalnız yürümek zor, kolayını anlat.", "Nefes alan hiçbir şeyi sevmeme izin vermediler ben de 'İncir Receli' ni sevdim. İncir Reçeli de sendin aşkım." bu diyaloglardan yalnızca bir kaçı.  Melike Güner'i ve Sezai Paracıklıoğlu'nu oyunculuklarından dolayı kutluyorum. O kadar gerçekçi ve o kadar güzeller ki. Filmi izleyince bir kere daha anlıyoruz ki herkes hayatında saf, katıksız bir mutluluğa ihtiyaç duyuyor. Hesapsızca sevilmek istiyor.

Filmin en çok sevdiğim anlarından biri de Duygu ve Metin'in birlikte çektirdikleri bir fotoğrafın yapbozunu birleştirirken tam kalbin olduğu parçanın eksik olduklarını fark etmeleri ve aslında Duygu'nun parçayı anı olarak almasıydı. Metin o parçanın kutudan çıkmadığını sanarken aslında Duygu o parçayı yanından hiç ayırmamak üzere almış. Bunu ikisinin hastane bahçesinde yaptıkları konuşmada fark ediyoruz.

Bir aşk hikayesinin bu kadar güzel, bu kadar saf bir biçimde anlatılması, imkansızlıklara rağmen aşkından vazgeçmeyen insanların varlığını görmek de beni ayrıca mutlu etti. Öyle ki filmi DVD'den izledikten sonra bir de gidip sinemada izledim 2 kez. Daha da izlerim belki. Léon gibi, Eternal Sunshine of Spotless Mind gibi, Notebook gibi bayıldığım filmler listesine giriş yapmış bulunuyor bu film. Hala izlemeyen kaldıysa hemen koşarak gidip izlesin. Filmle ilgili katılamadığı tek nokta "İncir reçeli güzeldir" sözü oldu. Maalesef  incir reçeli dışlanılmaya devam edecek. Çünkü gerçekten tadı çok kötü.

İyi de Banane?!

Bizim toplumumuzun en sevdiği sevdiği kuşkusuz "ahlak bekçiliği"dir. Sevgilisinin omzuna elini atan birini gördüklerinde hemen ortaya çıkarlar "Hooğp, aloğğ aile varrr" diye yırtınırlar. E bırakın da biz de aile olalım o zaman. Hem dokunmadan, birbirini hissetmeden aşk mı olu? Olsa bile ne kadar sağlıklı olur orası meçhul tabi. Tabi onların taktıkları şey sadece "dokunmak" değil. Kendi ahlak yargılarını oluşturmuş bu insanlar. onların dışına çıkamazsın, ı-ıh, mümkün değil. En son örneğimizde Ali Taran-Ayşe Özyılmazel evliliği oldu işte. Yok adam 27 yaş büyükmüş de yok bilmem neymiş de. O kadar meraklıyız dedikodu yapmaya, fırsat çıkmışken değerlendiriyoruz işte.

Haberi internet sitesinde görünce ben de çok şaşırdım. Ama aralarında ki yaş farkı da Ali Taran'ın eski eşinin kanser olması da beni değil onları ilgilendiriyor. bizim aklımıza gelen bunca şey onların da aklına gelmiştir. Demek ki umursamadılar, demek ki birbirlerini seviyorlar. Hayattan öğrendiğim ilk şey "asla, asla dememek" olmuştur. o yüzden onları kınamak da yargılamak da bana düşmez. Belki de ortada gerçek bir ilişki yok, belki de her şey reklam.. Varsın öyle olsun. Ee yani, napalım. Biz bol bol konuştuk onlar hakkında, yani iki taraf da yaptı reklamını. Noldu yani şimdi, bizi ilgilendiren bir durum mu var ki? Başkalarının mutluluğunu o kadar kıskanmasak, yargılamak yerine biraz da anlamaya çalışsak ne de güzel olurdu.Aslında bizim derdimiz şu Ayşe adamı 20 günde nikah masasına oturtmayı nasıl becerdi? Bizim yıllarca uğraşıp yapamadığımızı yaptığı için kıskanıyoruz. Tamam da banane, bizene, sizene.

Bakın biz burada böyle konuşurken onlar çoktan evlendiler bile. Çok çok mutlu olurlar umarım. Şimdi bu evliliğe laf söyleyenlerin ev ödevi; açın çizgili üç ortalı defterlerinizi. 100 kere Ali, Ayşe'yi seviyo yazın bakayım.

Dip not: Ayşe Özyılmazel'i 20 gün içerisinde evlenebilme başarısını gösterdiği için kutluyorum. :))

27 Haziran 2011 Pazartesi

Behzat Ç. Bir Ankara Sempatisi

Hayatım boyunca televizyon ile aram iyi oldu. Kafamı dağıtmak istediğimde, canım sıkıldığında, kıçımı devirip yattığımda hep televizyon ile mükemmel bir ilişkim oldu. Erkeklerle yürütemediğim ilişkiyi televizyonumla gayet iyi yürüttüm. Böyle bir televizyon manyağı olmama rağmen önüme gelen diziyi izleyip televizyonla konuşan teyzelerden de değilim. Yani tamam arada korku filmindeki kızla "açma o kapıyı sakııın. Açma dediiiim. Hassiktir açtıığğ!" diye konuştuğum olur ama o sayılmaz. Onu yapmayan yok zaten. Türk dizilerini de basit bulurum. Başından sonuna takip ettiğim bir tek Aşk-ı Memnu vardı zaten.

Şimdi yeni takıntım Behzat Ç. Önce Türk işi polisiye diye burun kıvırdığım bu diziye resmen aşık oldum. Artık telefonlarımı "ne var la" ya da "he" diye açıyorum. İnsanlarla konuşurken "la oğlum sen mal mısın" diyorum. Hele hikayenin Ercüment Çözer karakteriyle renklendirilmesi benim dönüm noktam oldu. Nejat İşler'in oyunculuk performansına her bölüm daha da hayran kalıyorum. Behzat baş komiserimin, Harun'un, Akbaba'nın, Hayalet'in, Savcı Esra'nın önünde saygıyla eğilmek istiyorum. Hele bir sezon finali yayınlandı ki; tek kelimeyle MÜKEMMEL! Yemişim Ali Kaptan'ını demek istiyorum şu noktada. Müthiş oyunculuklar, müthiş senaryo... Her şeyiyle harika bir sezon finaliydi. Behzat baş komiserin karısının dizlerine yatıp "kızımın katilini bulacağım" diye ağlaması beni benden aldı. Ve son bölümde de fark ettim ki bütün psikopatlığına rağmen Ercüment Çözer karakterinin kesinlikle bir sempatik yanı var. Civciv sarısı saçları mıdır, gülüşü müdür, serseri halleri midir bilemedim. Sonunda ağzımın 5 metre açık kaldığını da söylemeliyim. Asla tahmin edilemeyecek bir şekilde bitmesi beni bu diziye biraz daha bağladı.  Öyleki sezon finalini ikinci kez izlemeye kıyamıyorum. Mükemmel bir sezon finali izlememizi sağladığın için teşekkürler Behzat Ç.. Son olarak "Geç la geç" diyerek noktalıyorum bu postu.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Benim Sadık Yarim Çikolatadır

Hayatım boyunca öyle dünyaları yiyip de zayıf kalabilen kızlardan olamadım. Zaten bu dünya üzerindeki insanlar ikiye ayrılır: 'Yiyorum yiyorum kilo almıyorum'cular ve 'su içsem yarıyor'cular. Maalesef ben ikinci gruba dahilim. Dana gibi bir hatun olmasam da ilik gibi de değilim hani. Basenlerim var işte. Yok diyen yalan söylüyordur. Yani herhalde yalan söylüyordur. Basensiz kadın mı olur? Kabul etmek istemesem de  selülitim de var.
Spor yapamayacak kadar götü kalın, kendimi tutamayacak kadar da iradesiz olduğum için basenlerimden hiç kurtulamadım. Yani aslında yalnızca bir kere kurtuldum. Hayatımın içine edip giden sevgilim Okan varkendi o da. Öylesine bir aşktı ki yemiyordum ulan! Çikolata görünce "ahhyy" diye üstüne atlamıyordum. Adam 5 saniye kıçının üstüne oturmuyordu ki. Yemek yemeye vaktim olmuyordu valla. E tabi müthüş hareketli bir yaşantımız olduğundan spora da gerek yoktu. Tam bir sosyalleşme delisi olmuştum onunla. Paris Hilton'un Türkiye şubesi. Tek eksiğim benim kolumda taşıdığım bir köpeğim olmamasıydı. Ama Okan vardı işte, boşluğu dolduruyordu.Neyse efendim o kadar taş bir hatun olmuştum ki özgüvenim tavandı. Ya da şöyle söyleyeyim. Götüm kalkıp arşa değmişti. Erkeklerin de kadınların da gözü üzerimdeydi. İlginin merkezi olmuştum. Of Allah'ım başka ne isteyebilirdim ki. Yani isteyecek çok şeyim vardı ama onları sonraya sakladım. Arsızlık olmasın diye düşündüm. Ah Okan ya, nasıl olduysa hayatımda bir kere bana bir yararın dokundu. Sırf bu yüzden seni affedebilirdim. Hadi be oradan, şakaydı sadece.
Bunların aklıma gelmesinin tek nedeni telefonuma gelen bir üyelik mesajı. Spor merkezine üyelik yüzde bilmem kaç indirimliymiş. Tam adamına yolladınız canlarım sağ olun. Bir üyelik mesajı insanın gözlerini doldurur mu ya? Dolduruyormuş işte. Utanmazsam oturup ağlayacağım bu kıytırık mesaj yüzünden. Bütün hatıralarım üşüştüler, başımın etini yiyorlar. Mutluluk en çok ihtiyacım olan şey. Ben de napayım dadandım binlerce çeşit çikolataya. Zaten evimin yakınlarında mükemmel çikolataları olan bir dükkan var. Kendimi tutmam imkansız. Tutmak isteyen de yok zaten. Sıçmışım basenine! Hiç umursayamam şimdi onları.Burada oturmuş çikolata yemekten bronzlaşmışken Okan varken neden çikolata yemek istemediğimi de fark ettim. Ben çikolatayı resmen sevgilimin yerine koyuyorum.Sevgilimle bulamadığım ve belki de hiç bulamayacağım mutluluğu çikolatamda buluyorum. Beni terk etme ihtimali de yok. oh, temiz. Şimdi kulaklarımda Mirkelam'ın şarkısı, anılarım kafamda, ağlayıp ağlayıp çikolata yiyorum. "Aşşkımmsıın çikolataa aşşkımmsıınn  limonataa"

17 Mayıs 2011 Salı

Çok Çekiciyim. Yanlış İnsan Konusunda Tabi.

Başlamak hayatımın her döneminde sorun oldu benim için. Bi başlasam gerisi gelir deyip durdum. İlkokul sıralarında kompozisyon yazdığımız yıllara dayanır bunun temeli. Başlayamadığımdan hep kopya çekerdim milletin yazılarından. Can çıkar huy çıkmaz işte. Şu yaşıma geldim hala aynı kopya ustasıyım. Hep milletin ilişkilerinden kopya çekiyorum. Örnek almak filan değil yani benimki. Bildiğin onların ilişkilerini çalıyorum. İlişki hırsızıyım. Ya da "ilişki arsızı"yım. Hangisi işime gelirse. Sadece başlamak sorun olsa tamam, halledilir diyeceğim ama yok be kardeşim bitiremiyorum da ben. Uzaya astronot göndermişiz, uzay çağına gelmişiz hala adam akıllı bir ilişkim olmadı. Yanlış adamlar yakamdan düşmedi. Ben mi hep öyle tipleri seçtim bilmiyorum. Acı çeken kadını oynamayı çok sevdiğimden midir nedir hep tercihim mahallenin serseri oğlanından yanadır. En sonuncusundan kıçıma öyle bir tekme yedim ki bir şekilde rahatlamam lazımdı. Ben de en iyi bildiğim şeyi yapıp yazmaya karar verdim. Onun ağzına sıçmanın en iyi yolu bütün kirli çamaşırları ortaya dökmekti, ben de onu yapıyorum işte. Beni terk etmek neymiş görecek gününü. Bu arada terk edilmek de uzmanlık alanım. O kadar berbat bir ilişki geçmişim var. Öyle şeyler yaşıyorum ki ""Ben insan değil miyim, ben kulun değil miyim" dememek için kendimi zor tutuyorum. Bu arada Allah belanı versin Yunan heykeli kılıklı herif!